Hakkında

Kendimi bu kadar kendime anlatabilseydim ; Kendim olurdum ….

En iyi hatırladığm yanı bu ;
Şapşal ve kocaman olduğunu zanneden oysa bi çocuktan farksız…
Hayata özenen… Kıpır kıpır bi şeydi,süslerdi kendini..
Çok güzel cümlelerle konuşur
İçinden kendi kendini takdir bile ederdi..

Kendini tetkik edip yarattığı etkiyi izlerken yakalardım onu…
Belli etmeden bi köşeye çekilip istediğini verirdim hep..
Biri için çok önemli olması gerekiyordu mesela…
Hayata henüz erken olduğunu anlaması için…
Kaldıramayacağını görmesi gerekiyordu…
Boyundan büyük cümlelerin yetmeyeceğini öğretmek isterdim ona…
Ona ondan da zalim ve acılı yaklaşıp bir buçuk porsiyon fazla otururdum hep yanına…

Küçük bi şapşaldı evet…
İnce narin bedeni vardı ve kütük ağırlıınca bedelleri vardı…
Suça meğilliydi..
Bir o kadar da mantık dediği tuhaf bir korku taşırdı,izlerdim…
O kadar rahat bırakırdım ki aslında onu,
Dilediği kadar megaloman olabilirdi..olurdu da
Ama bazen kendini görür geri adım atardı…varolmamıştı hic bir yerde…
Kendini bende izlemeyi severdi
Bendeki onu…

Daha bi çok şey…
Bazen komik kaçardı… gülmemek için kendimi tutardım
Aslında güldüğümde de kızmazdı
Niyeyse aydınlanırdı yüzü
Salak ya derdi
Ya da benzer tuhaf sevgi anlamına gelen bi sözcük
Annesiymişim gibi güvenirdi bana ve güvenmezdi,annesiymişim gibi…
Onu ilk gördüğümde totemleştiricek bişey arıyordu…
O kadar alışmıştı ki büyülemeye
Ama büyülenmekte istiyordu
Sanki bişey istiyordu…
Bişey…
Gülümsedim…
Sözleri ya da konuşmaları beni hiç etkilemedi aslında “Fırat”ın
Onun bile bilmediği “Fırat”ı bulup çıkarmıştım aslında
Kolay çözmüştüm…
Ve o aslında ne kadar çıplak olduğunun farkında bile değildi..
Komplekslerine kadar bilebildiğimi…
Çünkü ben saf saçma görünen budala olabilen biri gibiydim..
Aslında “Fırat” hep gibilerimi gördü…
Aslında bir deli olduğumu değil
Hem gitmemi isterdi hem kalmamı.. Kendi içinde başka bir hayatı vardı.. Yaşamasına izin verirdim…
Benim harici hayatına dahil olmaya calışmama mı severdi belki de…umursamazdım…
O duvarı yıkıp da hiç hayatına musallat olmadım onun…
Ama sunduğum hayatla beraber,ağırdı ona..

Çünkü canımı yakarak sevebildiğimi bilmiyordu öğreniyordu sadece
Kuşu sıkarak sevdiğinde öleceği aklına gelmez,sonra kuş ölünce kendinden korkar dönüp suçlayacak bişey arardı…
İpini koparan uçurtma değil rüzgardan ipi kopmuş uçurtma olup yine de rüzgarı kullanmayı iyi öğrenmiş bilinmek isterdi…
Onu ilk gördüğüm günleri daha net hatırlıyorum… -“Çünkü son zamanlarına hiç inanmadım…”
Hayatına dönüşünü izliyordum son zamanlarda…
Gitmeye geldiğini bilsem de zor oluyordu beklemek…
Çünkü süslememiştim hiç kendimi…
Onunla kendim için olmamıştım…
Cafcaflarımı kapı dışında bırakırdım içine her girdiğimde ve salak bir maske ardından cin gözlerle ona bakardım ,o bendeki onu sevdi ben ondaki beni…
Biz aslında birbirine katlanamayacak tek iki insandık,ben onu hic sevmedim aslında…o da beni…
Tuhaf bir düşmanlığımız vardı…
Ben onu çok sevmiştim aslında…
Ama bendeki ondan nefret etmiştim…
Bunu hiç söylemedim…..
Henüz iyi bir oyuncu değildi galiba:) Bir çok o vardı…
Her neyse…
İnsanlara dair tuhaf güçlerim olduğunu hiç söylemedim ona:) Ona aklını bazen duyduğumu…
Tarihine kadar bildiğimi bir çok şeyi.. Hiç söylemedim.. Deli bozuk yanlarım vardı.
Çok bilip susmayı öğrenen tayfadandım… Melek değildim! Aksine,bencil olabilirdim de hatta!
Bilmiyor gibi yapmak her zaman en kolayıydı benim icin…
Gırtlağına basar gibi yüklenirdim,bu yüzden bazen “Fırat”ın.O ise çok şapşal acemiydi… her şeyde…
Avcumun içinde kırılgan bişeydi sanki.. ince bir cam gibi…
Yüzümün bir kısmı yansıyordu bazen…
Görebiliyordum kendimi…ve onsuz tek dakika istemiyordum evet…
Yalnızlığımdaki ona cok alışmıştım…
Ömrümdeki yerini hiç bilmeyecek.Neden bu kadar anne olduğumu..Neden bu kadar ince düşündüğümü.. Neden korkusuzca yelkenlerimi rüzgarına açtığımı hiç anlayamayacak…
Neden bazen korkunç bir acıyla düştüğümü…
Neden nefesimin kesildiğini.. o giderken ve aslında bir daha hiç yaşamadığımı kimseyle bile adam akıllı konuşmadığımı…
Asla bilmeyecek!
“Fırat”…
Rengarenk bişeydi işte…
Avcumun terlemesiydi..
Deli dolu yaşamak isterdi
Abuk subuk imkansız hayaller kurar gülümsetirdi…
Kendi kendine kabuğuna çekilirdi bazende…
Bilirdim aklının içinde birilerine kızardı o zamanlarda…
Bişi hatırlamış olurdu… ve canı yanıyor olurdu…
Hem sürüklemek isterdi hem de bıkardı:) …sürüklese ya biri onu..
Aslında belki de istediği şuydu;
“Kendimi dümende zannetmeliyim! oysa ototmatikte olmalı dümen:) bunu yalnızca rota değiştirirken anlamalıyım”
Beni bil diye sızlanır,bilinmez olmayı düşlerdi
Neyi istediğini bildiğini sanıyordu…
Yanlış zamanda doğru yerde olmak gibi…
Aklı başına hep geç gelirdi
En zayıf yanlarımdı… yanılmalarımdı… ilk ve son cesaretimdi..
Gerçektende oynamadığım tek insandı… Aklına girip alt üst etmediğim tek canlıydı,vur kaçlarla suyunu hic bulandırmadım …
Dibini hep net gördü…
Kendini bana emanet etmeyi severdi… sonra dönüp geri almayı…
Çamaşır makinesi gibiydim,en kirlisini aklar paklardım
Bazende renkleri birbirine girerdi kirli camaşırların….

“SFN | Sait Fırat NEMİŞ”

§ Yorum Yapın